Cumartesi günü Dücane Cündioğlunun köşe yazısını okumuştum, sizde okuyup benim gibi beğendiniz mi acaba?, bu ülkede bu ayarda köşe yazısı yazabilen birilerinin olduğuna çok sevindim öncelikle.Ne kadar güzel vurgular ve tahliller mevcut.Bu yazıyı okuduktan sonra ilk işim Dücane Cündioğlu'nun youtube den katıldığı programları dinlemek oldu.Sadece felsefe üzerine olan değerlendirmelerden sıkılırım, o halde niye beğendim, hikmetli ve anlamlı buldum konuşmalarını.Ve kitaplarınıda okumam gerektiğini düşündüm dahası da.
Neyse, bir hikaye anlatıyor bir konuşmasında ondan bahsetmek istiyorum.Şimdi bir şeyh efendi ve onun müridi varmış.Bir köyden geçerken şeyh efendi müridinden rica etmiş, şu ırmaktan bana testi ile su getirir misin, tabi demiş mürid.Tabi demiş ama su yolunda bir güzel kıza rastlamış.Kızı beğenmiş, güzelliğine vurulmuş, peşini bırakamamış, kızda ondan hoşlandığını belli etmiş, derken kızın evini-yurdunu öğrenmiş, babasından istemiş, evlenmişler çocukları olmuş...zaman böyle akıp gitmiş.Bir gün eşi ölmüş, etrafındaki dostları ölmüş, çocukları kendisinden uzaklaşmış ve yalnız kalmış..bu yalnızlık içinde bir anda şeyhi gelmiş aklına ve tabi ona su götüreceği.Hemen bir testiyi kapmış ve nihayet şeyhinin bulunduğu yere gelmiş.Şeyhi onu görünce 'evladım nerede kaldın, nerede ise bende gidecektim' demiş.Dücane Cündioğlu hikayeyi anlattıktan sonra ekliyor, burada şeyh; kişinin kendisi.Yani insan kendisini ne zaman fark eder, ne zaman hatırlar; yalnız kalınca.Belkide şeyhinin burada kendisi oluşu, onun bizatihi gönlünün temizliği ve ayna oluşudur, yada metaforik olarak bizzat kendisi, belkide hiç fark etmez.
bir başka fasılda aynı mevzu..
bugün annemleri aradım öğlenden önce, malum arafattalar..arafat hac için çok başka bir ufuk, çok başka bir heyecan.Telefonla konuşurken konuşmamızın arka planındaki 'gürültü' kulağıma geldi ve hemen geçen yılı hatırladım.Hacca gidenler hatırlayacaklardır soluksuz sürekli bir ses yayını var; ya bir ilahi ya bir tekbir sadası ya bir sohbet.Bunların da elbette herbiririnin ayrı ayrı yeri var fakat ne kadar hacı varsa hepsine bunu dinletmek ve onları meşgul etmek??Belki kendi başıma kalmak, dalmak istiyorum.Bu gerçekten bir ızdırap.Sadece yapılan yayınlar değil, insanların anlayışsızlığı da katmerleştiriyor.Hatırlıyorum başka bir çadır, yada çadır eteği bulmaya çalışmıştım, başıma dikilmişlerdi.Peki o zaman insan ne zaman tek başına kalabilecek..Bu kadar kritik bir yerde insan 'o an' ı aramaz mı?Genede Allah yardım ediyor..İnsanlar şunu görmüyorlar; başkasının atmosferinde iken 'başbaşa' kalınamaz.Bunu Kâbe'yi tavaftada müşahade ettim, insanlar 'başbaşa' kalmaktansa başkalarının atmosferinde kalmayı tercih ediyor...orada bile...
bence diyanet hacdaki bu soluksuz yayınlarını gözden geçirmeli, insanları bu kadar işgal etme hakkına sahip olup olmadığını sorgulamalı...hayatta bir defa orada olmak ya ele geçer ya geçmez..