20/11/2009
ibadet sembolizmi

Bir ibadetin sembolizmi cevherindedir, o olmadan ibadet mahiyetini kaybeder.Mesela bedenin secdesi Batınî bir mahvı içermediği sürece bedenin bir hareketidir.Aynısı, insanın içini de temizlemeye işaret etmeyen abdest için de geçerlidir.Abdest ve secde ibadetleriyle sembolize edilen Batınî mahvın ve arınmanın derecesinin tarifleri herkesin fehminin gücüne göre çeşitlilik gösterecektir.Aynı şey diğer ibadetler içinde geçerlidir.Gazali, haccın ihrama girmeden önce ayakkabının çıkarılmasının, aynen Musa’nın sandaletlerini Mukaddes Tuva Vadisi’nde çıkartması gibi, kişinin bu dünyayı ve öte dünyayı üzerinden çıkarılmasına işaret ettiğini söyler.Ama şunu da ekler: ‘Eğer nefsin bu remizden kaçarsa O’nun Kelamında rahat bul: ‘O gökten su indirdi de vadiler kendi ölçülerince dolup taştı’ çünkü tefsirler bize suyun Marifet, vadilerin de kalpler olduğunu söyler.’

 

20.yüzyılda bir veli/sy.223

20/11/2009
celâl-cemâl

Şeyh daha sonra bu mülahazalarını haccın sembolizmiyle izah eder.Kâbe’yi tavafın, Huzûr-u Ehadiyye’de duyulan istiğrakı ifade ettiğini söyleyen Şeyh Mescid-i Haram’ın dışındaki iki tepeciğin, Safa ile Merve’nin de Cemâl ve Celâl’e işaret ettiklerini belirtti.

 

‘Ariflerin bu iki makam arasında gidip gelmesi beşikteki çocuğun sallanması gibidir.Onları bir o yana bir bu yana hareket ettiren ve ariflerin zaten Huzûr-u Ehadiyye’yi tavaf ederken duydukları istiğrakla kendilerinden geçtikleri için ve hatta O’nun  bir parçası oldukları için artık buralarda müşkilat çekmesinler diye her iki makamda  da onları koruyan yed-i Rahmet-i ilahidir.Bu sebeple zaten onların içinde olduklarından ne Cemâl ne de Celâl arifleri batınen etkilemez fakat sâir kimseler için ikisi de birer imtıhan vesilesidir.Sizi bir imtıhan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz.Arif için Celâl-i İlahî Cemâl-i İlahî’den ayrı değildir, o yüzden her ikisi de ona hoş gelir.Şeyhimiz Sidi Muhammed  el-Bûzîdî sıkıntılı anlarında sık sık ‘Celâlimle Cemâlim birdir’ derdi ve onun merhalede mutluluğunun Cemâl mertebesindekinden daha hararetli, hikmetinin daha bereketli olduğunu görürdük.

 

20.yüzyılda bir veli/Sy.185

 


20/11/2009
hayat

Hayat senin vasıflarından biri değildir çünkü sen yaşayan sûretinde ölüsün, aslında olmadığın birisi olduğunu iddia eden bir mecnun gibisin.Ama sen Rabbinin huzuruna çıkarılsaydın, bedenini ceddin Âdem’in bedeni olarak yere atsaydın, O sana Ruhundan üfleyip seni kendi şeklinde yaratsaydı o zaman sen,  faniliğini idrak ettiğinden yanlışa düşmeden ‘Ene Hayy’ diyebilirdin.Halbuki önceden kendine Hayat atfederek ve nefsine bağımsız bir varlık vererek Rabbinle iddialaşıyordun.

 

20.yüzyılda bir veli/Sy.179


20/11/2009
zikir

Sen de biliyorsun ki sevgili kardeşim, esmaü’l-hüsnadan olmasa bile, her ismin bir nufuz alanı vardır ve bu nüfuz ismi zikreden kişinin ruhuna etki eder.Mesela birisi ‘ölüm’ kelimesini bir çok defalar tekrar ederse, hele de bu ismin zikrinde ısrar ederse, ismin bahsinden dolayı ruhunda bir tesir, bir iz hisseder ve şüphesiz ki bu tesir ‘zenginlik’, ‘zafer’ yahut ‘güç’ ü tekrar etmenin bırakacağı tesirden çok farklıdır.

 

 Akl-ı selim sahibi her insan zikrettiği ismin ruhunda bıraktığı izin farkındadır ve eğer bunu kabul edersek, İsm-i İlahî’nin de diğer isimlerin yaptığı gibi ruhta bir tesir bıraktığına inanmak durumundayızdır.Her bir isim ruhta ona karşılık gelecek bir iz bırakır.Zannederim bir ismin kendisine isim olarak verildiği kişinin asaletiyle asalet kazandığının farkındasınızdır.Değil mi ki sırlı cevherinin ve manasının saklı kıvrımlarında bu kişin ismini ve izini taşır.

 

20.yüzyılda bir veli/Sy.152

 


20/11/2009
öze dönüş

Hakiki iman sahibi hiç durmadan kendini Allah’a ulaştıracak birini yahut en azından kendi derûnunda saklı manevî hediyeleri yani kaybettiği ve onun hürmetine insan olduğu fıtratını arar.Ruhunun onu daha aşağı hayvan cinslerine bağlayan ve dünyaya yapışıp kalmasına sebep olan güdülerinin ötesine, yukarıya yönelmesi insanın vasıflarındandır.

(..)

Sûfiler, kalplere şifa vermek ve kalp gözünü onu bulandıran her şeyden arındırmakla ilgilenirler.Hû’dan başkasından el-etek çekinceye kadar, zatları Zât-ı İlâhi’de, sıfatları Sıfat-ı İlâhi’de yanıp tükeninceye kadar  Hakk’ın vechinin önünde ruhen huzurda durmayı dilerler.Sufilerin aralarındaki arif-i billahlar, seyr-ü sulûk larını kemale erdirmiş olanlar, peygamberlerden sonra beşerin kemâlatının en yüksek mertebesini teşkil ederler.

 

20.yüzyılda bir veli/Sy.149


20/11/2009
tükenmeyiz kırmak ile

 Zahit bizi taan eyleme
Hak ismin okur dilimiz
Sakın efsane söyleme
Hazrete varır yolumuz

 Erenlerin çoktur yolu
Cümlesine dedik beli
Ko desinler bize deli
Usludan yeğdir delimiz

 Tevhid eden deli olmaz
Allah deyen mahrum kalmaz
Her seher açılır solmaz
Bahara irer gülümüz

 Sayılmayız parmak ile
Tükenmeyiz kırmak ile
Taşramızdan bakmak ile
Kimse bilmez ahvalimiz

 MUHYİ sana ola himmet
Aşık isen cana minnet
Elif Allah mim
Muhammed
Kisvemizdedir
dalimiz.


          
Bezcizade Muhyeddin
             17.
yy.

 

http://www.nezihuzel.com/index.php/2009/11/19/tukenmeyiz-kirmak-ile/


posted by kaknus at 13:41 | in: siir
Yazı Linki | Arkadaşına Gönder | Yorumlar (yok) | Yorum Ekle

<<önceki sayfa |1/86|