4/5/2008
enaniyet dedikleri

Bir kaç yazı okudum kendi kendime şöyle dedim;'Bir insanın tersi düz, düzü de ters olabilir mi'

Olur!

Meselenin nereden kaynaklandığı üzerine iyi düşünmek gerekir lakin, yoksa hep aynı şeyleri tekrarlar durur insan.

Tersin düz, düzün ters olarak nasıl algılandığını anlamak için Bediüzzanın bir misali harikadır.Bir vakıada  elindeki kısık bir fenerle etrafını seyreder ve sonra etrafında neler  olduğu konusunda yorumlarda bulunur.Gördüğü şey canavarlardan ibarettir, her şey korku ile döner kendisine ve hiçbir şey gerçek renginde şeklinde değildir.Bu böyle devam eder taki o feneri kırıncaya kadar.O kısık fener insanın enaniyetini temsil ediyor.

 

Bir mesele hakkında yorum dinlediğimizde o insanların nasıl insanlar olduklarının önemi böylece açığa çıkıyor.O kişi olaylara kalbinin gözü ile mi bakmaktadır yoksa hiç bir şeyi seçemeyen kör nefsi ile mi.

 

İnsanları baştan aşağı değiştiren bir şeydir değerleri.Ve en önemlisi bence kendisini ontolojik olarak nasıl konumlandırdığıdır.Kendisini Allah’ın bir yaratığı olarak mı görür yoksa kendisine kendisinden bir varlık mı izafe eder.Bu bütün yorumlarını değiştirir kanımca.Çünkü ilk ayar budur.

posted by kaknus at 23:04 | in:
Yazı Linki | Arkadaşına Gönder | Yorumlar (0) | Yorum Ekle
3/5/2008
mesneviden

 

'Gönül, yalan sözden rahatsız olur.Su ile karışmış yağ, çerağı aydınlatmaz.'

posted by kaknus at 15:07 | in:
Yazı Linki | Arkadaşına Gönder | Yorumlar (0) | Yorum Ekle
3/5/2008

 

Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler

Yevmün lâ-yenfa'u'da kalb-i selim isterler

 

Bağdatlı Rûhî

 

 

(Ey efendi!  kıyamette senden ne altın ne gümüş isterler

ancak tertemiz bir kalp isterler)

posted by kaknus at 10:58 | in: berceste
Yazı Linki | Arkadaşına Gönder | Yorumlar (0) | Yorum Ekle
1/5/2008
ebu'l-Hasan Harakanî

Kabr-i şerifleri, Kars’ın düşman istilalarından bir türlü aman bulamaması ve zamanın getirdiği zorluklar ile toprak ve kül yığınları  tarafından örülmüştür, yeri kaybolmuş ve uzun yıllar geçmesiyle de belirsiz bir hale gelmiştir.

 

Yıllar sonra 3.Murad’ın saltanat döneminde Kars Osmanlı Devleti’ne geçmiş ve İranlılar tarafından yıkılıp tahrip edilen Kars Kalesi’nin burçlarının tamiri için Lâlâ Mustafa Paşa  memur edilmiştir.Paşa kalenin tamirine başladığı sıralarda, Asâkir-i Şahaneden Hafız Osman isminde ehl-i hal bir zat, şeyh ebûl Hasen Harakânî hz.’lerini rüyasında gördü, Şeyh onda der ki:“oğlum,uzum müddettir toprak altında yatmaktayım, paşana söyle kabrimi âyâna çıkarsın”

   Rüyayı paşaya anlatmaya cesaret edemedi,üçüncü kere rüyada gördüğünde,

   “Oğlum Osman, gördüğün sadık rüyalardır,şimdi dikkat et, Kars kaleiçi mahallesinde kağızman kapısına girip yirmi adım gün batısına gidin, son adımın altında tabutum var. Üzerimdeki toprağı temizledikten sonra, üç arşın eşin, sandukam çıkar. Tekrar Kars kalesine doğru onsekiz adım götürür, defnedersiniz. Bana bir tekke olmak üzere başucuma bir camii inşaa edersiniz”

    Hafız Osman ulvî bir heyecanla saray yolunu tutup paşaya tüm teferruatıyla rüyasını anlattı. Paşa askeri kucaklayıp; “evlâdım bende bu zâtı gördüm, ama senin rüyan kadar tafsilatlı olmadığından tereddütte kalmıştım ama beni bu endişeden kurtardın!”

  O zaman Karsta 23 medrese vardı, yanlız hafızlık dersi alan talebe üçbini aşkındı. Arabî,farisî lîsan tahsilide bu bölümdeydi.

   Ertesi günü ilânı duyan Kars halkı, medreseler, tekkeler,postnişin,dervîşan,ulemâ, mülkî ve askerî erkân tekbir getirerek kağızman kapısına dayandılar. Paşanın işaretine göre hafız Osman adımlamaya başladı, tam yirmi ikinci adımda,

   -Allah bilir ama burada olmalı!

  Tarife göre yığılan toprak kaldırıldıktan sonra hâlis topraktan iki arşın daha elle kazıldı. Sumaki mermer bir tabut görününce paşa, ipek mendiliyle temizledi ve bir yazı meydana çıktı:(MENEM SEYYİD ŞEHİD EBUL HASEN HARAKANî  ALİYYİBNİ CAFER 425)

   Yine şeyhin emri üzerine 18 adım getirip defnedilecek yere bıraktılar. Gelen dindar ahali ve Kars halkı o gün bir mânâ âlemine sürüklendi ki emsali tarihte ender vukua gelmiştir. Paşa;

   -peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in ve evliya-i kiramın cesedleri taze durmalı, müsade olursa bu sultanı dünya gözümüzle görelim, diye ulemâdan izin istedi. İzin alınınca açılan tabutta zâtın terü taze yattığı görüldü, hırkası ve külâhı bile çürümemişti.Sağ bacağı ile sol pazusunun yaralarına bağlı mendillerden al kan damlamakta olduğu görüldü. Etrafa güzel bir koku yayılınca halk mest oldu,ruhani etkinin altında kalan halk ağlaştı. Bu akıllara durgunluk veren olay 3. Murad Han’a bildirilince şöyle dedi,

   -o yüce sultana bir türbe ve tekke olmak üzere camii binâ kılınsın!

 

(Evliya çelebi,SEYAHATNÂME’sinden/Seyr ü sülûk risalesi)

posted by kaknus at 21:33 | in:
Yazı Linki | Arkadaşına Gönder | Yorumlar (0) | Yorum Ekle
26/4/2008
mesnevi'den

 

Gama ve kedere yoldaş ol, yalnızlığa alış! Yaşadığın müddetçe uzun bir ömür, yani ebedi hayat isteğinde bulun!

 

Nefsin sana ‘Bu hastalık, bu ızdırap, bu yalnızlık kötüdür.’ Diyecek olursa, onu dinleme.Çünkü onun işi hep tersinedir.

 

Sen aklını başına al da, nefsin dileğine aykırı iş yap.Dünyada bütün peygamberlerin vasiyeti böyledir. Gama ve kedere yoldaş ol, yalnızlığa alış! Yaşadığın müddetçe uzun bir ömür, yani ebedi hayat isteğinde bulun!

posted by kaknus at 16:13 | in: kitapla
Yazı Linki | Arkadaşına Gönder | Yorumlar (0) | Yorum Ekle

<<önceki sayfa |1/83|sonraki sayfa>>